David Walker kimdir ?

Hasan

New member
David Walker kimdir? Bir insanı yalnızca biyografisiyle değil, yaşadığı dönemin çatışmalarıyla anlamak

David Walker ismini ilk kez duyduğumda, açıkçası onu yalnızca 19. yüzyılın kölelik karşıtı isimlerinden biri olarak değerlendirmek kolay geliyor. Fakat biraz daha yakından bakınca Walker'ın hikâyesi bundan çok daha karmaşık. Çünkü karşımızda yalnızca köleliğe karşı çıkan bir yazar değil; özgürlük, vatandaşlık, din, ırk, eğitim, şiddet ve siyasi direnç konusunda döneminin sınırlarını zorlayan bir düşünür var.

Üstelik David Walker hakkında konuşurken önemli bir noktayı baştan belirtmek gerekiyor: "David Walker" adı birden fazla tarihî ve çağdaş kişiye ait. Bu yazıda söz konusu kişi, 1829'da yayımladığı Appeal to the Colored Citizens of the World ile tanınan Afrikalı Amerikalı kölelik karşıtı yazar ve aktivist David Walker'dır. ABD National Park Service ve Library of Congress kaynakları da onu bu kimliğiyle tanımlıyor.

Ulusal Park Servisi

+1

Peki Walker'ı bugün neden hâlâ tartışıyoruz? Bence asıl ilginç soru bu.

David Walker kimdi?

David Walker yaklaşık 1796'da Wilmington, Kuzey Carolina'da, özgür bir anneden ve köleleştirilmiş bir babadan dünyaya geldi. Burada küçük ama çok önemli bir ayrıntı var: Walker kendisi köleleştirilmiş değildi. Buna rağmen kölelik düzeninin şiddetini ve ırkçı toplumsal yapıyı çocukluğundan itibaren gördü. Daha sonra Boston'a yerleşti ve burada iş hayatının yanında siyah topluluğun örgütlenmesi ve kölelik karşıtı faaliyetlerle ilgilendi.

Ulusal Park Servisi

+1

Walker'ın yaşamında Boston'un özel bir önemi bulunuyor. Boston, dönemin özgür siyah topluluklarının, gazeteciliğin ve kölelik karşıtı hareketin önemli merkezlerinden biriydi. Walker ayrıca Freedom's Journal ile bağlantılıydı. Bu gazete, ABD'deki ilk Afrikalı Amerikalı gazetesi olarak siyahların kendi deneyimlerini ve siyasi taleplerini kendi sesleriyle ifade etmelerine imkân sağladı.

billofrightsinstitute.org

+1

1829'da Walker'ın en önemli eseri yayımlandı: Walker's Appeal. Eser, köleliğin yalnızca ekonomik bir kurum olmadığını; cehalet, dinî ikiyüzlülük, siyasi baskı ve ırkçı ideolojilerle birlikte çalışan geniş bir sistem olduğunu savunuyordu.

Bu açıdan Walker'ı yalnızca "kölelik karşıtı" şeklinde tanımlamak biraz yetersiz kalıyor.

Walker'ın temel düşüncesi neydi?

Walker'ın düşüncesinin merkezinde oldukça basit fakat dönemi açısından radikal bir soru bulunuyordu:

Eğer Amerika özgürlük ve eşitlik üzerine kurulmuşsa, siyah Amerikalılar neden bu özgürlükten mahrum bırakılıyordu?

Walker, Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi'nde ortaya konan özgürlük ve eşitlik söylemi ile kölelik kurumunun aynı toplumda var olmasını büyük bir çelişki olarak görüyordu. Library of Congress, Walker'ın kölelik karşıtı argümanlarını özellikle Bağımsızlık Bildirgesi'nin diliyle ilişkilendirdiğini belirtiyor.

Kütüphane Kongresi

Burada Walker'ın yaklaşımı ilginç bir paradoks taşıyor. Bir yandan Amerikan siyasi düzenini ağır biçimde eleştiriyor, diğer yandan siyahların Amerika'dan ayrılmasını savunan kolonizasyon hareketine karşı çıkıyordu. Ona göre siyah Amerikalılar ülkenin dışarıdan gelen yabancıları değil, ülkenin inşasına emekleriyle katkıda bulunan insanlarıydı. National Constitution Center da Walker'ın Hristiyanlık, doğal haklar ve Amerikan kuruluş idealleri arasında bağlantı kurduğunu vurguluyor.

Anayasa Merkezi

Dolayısıyla Walker'ın mesajı yalnızca "köleliği kaldırın" değildi.

Daha kapsamlı biçimde, "Bizi bu ülkenin dışında düşünemezsiniz" diyordu.

Veri odaklı bakış ile toplumsal deneyim arasında gerçekten bir karşıtlık var mı?

Burada yazının biraz daha tartışmalı bölümüne geliyoruz.

David Walker'ın düşüncelerini günümüzün "erkekler objektif, kadınlar duygusal" gibi basit kategorileriyle değerlendirmek tarihsel açıdan doğru olmaz. Böyle bir ayrım hem bilimsel olarak zayıf hem de insanların düşünme biçimlerini cinsiyete göre önceden belirleyen bir klişeye dönüşebilir.

Bunun yerine iki farklı analiz tarzından söz etmek daha sağlıklı: ölçülebilir sonuçlara odaklanan yaklaşım ve insanların yaşadığı toplumsal deneyimlere odaklanan yaklaşım.

Örneğin Walker'ın kölelik eleştirisini yalnızca ekonomik veriler üzerinden inceleyen biri; ücretsiz emek, üretim, servet dağılımı, eğitimden dışlanma veya hukuki statü gibi göstergeleri ön plana çıkarabilir.

Başka bir araştırmacı ise aynı sistemi köleleştirilmiş insanların ailelerinden koparılması, fiziksel şiddet, korku, kimlik kaybı, aşağılanma ve kuşaklar arası travma üzerinden ele alabilir.

İkinci yaklaşım "daha duygusal", birinci yaklaşım ise "daha objektif" olmak zorunda değildir.

Aslında ikisi birbirini tamamlar.

Bir kölelik sisteminin ekonomik sonuçlarını bilmek, o sistemin insan hayatındaki etkilerini tek başına açıklamaz. Aynı şekilde bireysel tanıklıklar çok güçlü olsa da bunları daha geniş tarihsel ve ekonomik verilerle karşılaştırmak, yaşananların ölçeğini anlamamızı sağlar.

Walker'ın metni tam da bu iki alanı birleştiriyor.

Kendi gözlemlerinden, dinî argümanlardan, tarihsel örneklerden ve siyasi düşünceden yararlanırken aynı zamanda insan onuruna ilişkin güçlü bir ahlaki çağrı yapıyor. University of Virginia'nın dijital arşivindeki metin de Walker'ın yalnızca siyah okuyuculara değil, beyaz Amerikalılara da seslendiğini gösteriyor.

UTC

Kadınların ve erkeklerin bakış açılarını karşılaştırırken nerede dikkatli olmalıyız?

Bu sorunun cevabı bence oldukça önemli.

Tarihsel bir figürü analiz ederken "erkekler şöyle düşünür, kadınlar böyle düşünür" demek yerine, aynı tarihsel olayın farklı insanların hayatlarında farklı sonuçlar yaratabileceğini kabul etmek daha anlamlıdır.

Örneğin kölelik karşıtı bir erkek aktivist için mesele siyasi örgütlenme, kamuoyu oluşturma veya hukuki haklar üzerinden şekillenebilirken, bir kadın için aynı toplumsal yapı aile bütünlüğü, cinsel şiddet, çocukların korunması veya bakım emeği üzerinden çok daha farklı bir deneyim yaratmış olabilir.

Ancak bunun tersi de mümkündür.

Bir kadın araştırmacı son derece istatistiksel ve ekonomik bir analiz yapabilir. Bir erkek araştırmacı ise son derece kişisel, etik ve toplumsal bir perspektifi benimseyebilir.

Dolayısıyla belirleyici olan cinsiyet değil; kişinin deneyimi, eğitim geçmişi, araştırma yöntemi, toplumsal konumu ve kullandığı kaynaklardır.

Bu noktada Walker'ın kendisi de bize güzel bir örnek sunuyor. Onun düşüncesi hem rasyonel bir siyasi argüman hem de son derece güçlü bir ahlaki çağrı içeriyordu.

Walker neden bu kadar radikal kabul edildi?

Walker'ın en tartışmalı yönlerinden biri, köleleştirilmiş insanların özgürlük için direnme hakkını savunmasıydı.

Appeal, dönemin daha temkinli kölelik karşıtı yaklaşımlarından önemli ölçüde ayrılıyordu. Walker, köleleştirilmiş insanların pasif biçimde özgürleştirilmeyi beklememesi gerektiğini savunuyor ve baskıya karşı direnişi meşru görüyordu. PBS, metni dönemin en radikal kölelik karşıtı belgelerinden biri olarak değerlendiriyor.

PBS

Bu noktada Walker'ın düşüncesini bugünün siyasi tartışmalarına doğrudan taşımak yerine tarihsel bağlam içinde değerlendirmek gerekiyor.

1829 Amerika'sında köleleştirilmiş insanlar hukuken özgür yurttaşlar değildi. Şiddet, zorla çalıştırma ve ailelerin parçalanması sistemin parçalarıydı. Böyle bir ortamda "direnme hakkı" tartışması, bugün demokratik toplumlarda yapılan sıradan siyasi protesto tartışmasından tamamen farklıydı.

Walker'ın radikalliği de tam burada ortaya çıkıyor.

O, özgürlüğü gelecekte gerçekleşmesi beklenen bir reform olarak değil, mevcut bir insan hakkı olarak görüyordu.

Walker'ın yayımladığı metin neden tehlikeli görülüyordu?

Appeal yayımlandıktan sonra metnin kopyaları Güney eyaletlerine ulaştı. University of Virginia'nın arşivindeki tarihsel bilgiler, metnin siyah topluluklar arasında dolaştırılmaya çalışıldığını ve bunun Güney'deki baskıcı uygulamaların daha da sertleşmesine katkıda bulunduğunu belirtiyor.
 
Üst