Simge
New member
Bu cümleyi ezberleyip bütün hesaplara aynı şekilde uygulamak bazen hataya götürebilir.
Çünkü muhasebede düzenleyici hesaplar vardır ve bunlar bağlı oldukları hesap grubunun normal işleyişinin tersine çalışabilir.
Örneğin düzenleyici hesapların bazıları ait oldukları grubun karakterinden farklı yönde hareket eder. Bu nedenle yalnızca hesabın bilançoda aktif veya pasif tarafta bulunmasına bakmak yeterli değildir. Hesabın düzenleyici olup olmadığına ve hesap planındaki niteliğine de bakmak gerekir.
Bu noktada eski defterin başında Elif'in söylediği bir cümle aklıma geliyor:
“Bir kuralı öğrenmek kolay. O kuralın istisnasını fark etmek muhasebeciyi geliştirir.”
Bence bu, muhasebe öğrenen herkesin duvarına asabileceği cümlelerden biri.
[HEADING=1]Küçük Bir Örnekle Hikâyeyi Somutlaştıralım[/HEADING]
Diyelim ki bir işletme bankadan 100.000 TL kredi kullandı.
Para işletmenin banka hesabına geçtiğinde bir tarafta varlık artar. Diğer tarafta ise işletmenin finansman kaynağı olan banka kredisi artar.
Basitleştirilmiş biçimde:
102 Bankalar → Borç 100.000 TL
300 Banka Kredileri → Alacak 100.000 TL
Burada 102 Bankalar aktif karakterli olduğu için borçlanırken, 300 Banka Kredileri pasif karakterli olduğu için alacaklanır.
Kredi henüz geri ödenmediyse 300 Banka Kredileri hesabında alacak bakiyesi oluşması son derece doğaldır.
Daha sonra işletme 20.000 TL anapara geri öderse ilgili kredi hesabının borç tarafına kayıt yapılır. Böylece kredi hesabındaki bakiye azalır.
Örneğin:
- İlk kredi: 100.000 TL alacak
- Geri ödeme: 20.000 TL borç
- Kalan: 80.000 TL alacak
Sonuç yine pasif hesabın temel karakteriyle uyumludur.
Burada önemli olan, “alacak kalanı” ifadesinin işletmenin bir müşteriden 80.000 TL alacağı olduğu anlamına gelmemesidir.
Bu, hesabın muhasebe tekniğindeki bakiye yönünü ifade eder.
[HEADING=1]Peki Pasif Hesap Borç Kalanı Verirse Ne Düşünmeliyiz?[/HEADING]
İşte bence forumlarda en faydalı soru bu.
Bir pasif karakterli hesapta beklenmedik biçimde borç kalanı görüyorsanız hemen “Muhasebe kuralı yanlış” demek yerine araştırmaya başlamak gerekir.
Şunları kontrol etmek mantıklıdır:
1. Hesaba yanlış yönde kayıt yapılmış olabilir mi?
2. Hesabın gerçekten pasif karakterli olup olmadığı kontrol edildi mi?
3. Hesap bir düzenleyici hesap mı?
4. Mahsup veya kapanış kaydı doğru yapılmış mı?
5. Önceki dönemden gelen bir bakiye var mı?
6. Hesabın niteliği nedeniyle özel bir işleyiş söz konusu olabilir mi?
Bu yaklaşım, muhasebeyi ezberden çıkarıp analiz işine dönüştürür.
Çünkü iyi muhasebe yalnızca doğru tarafa kayıt yapmak değildir. Neden o tarafa kayıt yapıldığını anlayabilmektir.
[HEADING=1]Kadın ve Erkek Karakterlerin Farklı Yaklaşımları Bize Ne Öğretti?[/HEADING]
Hikâyedeki Murat ve Elif'i özellikle hatırlıyorum.
Murat daha stratejik düşünüyordu. Bir hesapta hata gördüğünde önce kayıt zincirini çıkarıyor, hangi işlemin hangi hesaba bağlandığını belirliyor ve çözüm planı hazırlıyordu.
Elif ise ilişkileri ve süreci gözden kaçırmıyordu. “Bu kayıt neden böyle yapılmış?” diye soruyor, işlemi yapan kişinin bilgi eksikliğini, işletmenin çalışma düzenini ve iletişim kopukluklarını da dikkate alıyordu.
Bunları “erkekler böyledir, kadınlar şöyledir” şeklinde kesin kalıplara dönüştürmek elbette doğru olmaz. Gerçek hayatta analitik düşünen, empati kuran, strateji geliştiren veya ilişki odaklı davranan insanların cinsiyetle sınırlanamayacağı açık.
Hikâyedeki iki karakterin farkı daha çok muhasebeye bakış biçimlerini temsil ediyor.
Murat bize sorunu çözmeyi,
Elif ise sorunun arkasındaki insanı ve süreci anlamayı öğretiyordu.
Bir işletmede ikisi de olmadığı zaman sorun çıkabiliyor.
[HEADING=1]Pasif Hesapları Anlamak İçin Akılda Kalacak Formül[/HEADING]
Konuyu tek cümlede zihnimize yerleştirmek istersek şöyle düşünebiliriz:
Pasif hesap = kaynak hesabı = normalde alacak karakterli hesap.
Ancak hemen yanına şu notu eklemek gerekir:
“Hesabın özel niteliğini ve düzenleyici hesapları ayrıca kontrol et.”
Bu iki cümle birlikte öğrenildiğinde ezberden kaynaklanan birçok hata önlenebilir.
Hesapların kalan mantığında ise temel prensip basittir: Borç ve alacak taraflarının toplamları arasındaki fark, hesabın bakiyesini oluşturur. Alacak toplamı fazlaysa alacak kalanı; borç toplamı fazlaysa borç kalanı söz konusu olur.
[HEADING=1]Sonra O Eski Defteri Kapattık[/HEADING]
Akşam olduğunda masadaki defteri kapattık.
Murat son kez sayfalara baktı ve “Hesapların dilini öğrenirsen gerisi gelir,” dedi.
Elif ise defteri yerine koyarken başka bir şey söyledi:
“Hayır, hesapların dilini öğrenmek yetmez. O dilin anlattığı hikâyeyi de anlamak gerekir.”
İkisi de haklıydı.
Bugün bir bilançoda pasif hesapların alacak bakiyesi verdiğini gördüğümde yalnızca muhasebe kuralını hatırlamıyorum. O bakiyenin arkasında kredi kullanan bir işletme, sermaye koyan ortaklar, tedarikçilere karşı doğmuş yükümlülükler veya geçmiş dönemlerden taşınan finansal kararlar olduğunu da düşünüyorum.
Belki muhasebeyi ilginç yapan şey tam olarak budur.
Bir rakamın hangi sütunda durduğunu öğrenmek başlangıçtır.
Asıl mesele, o rakamın neden orada olduğunu anlayabilmektir.
Sizce muhasebe öğrenirken en çok zorlayan şey hesapların borç-alacak yönünü ezberlemek mi, yoksa işlemin ekonomik mantığını kavramak mı?
Özellikle pasif karakterli hesaplarda sizi şaşırtan bir örnek yaşadıysanız, forumda paylaşmanız güzel bir tartışma başlatabilir.
Çünkü bazen tek bir “Bu hesap neden alacak kalanı verdi?” sorusu, bütün bilanço mantığını yeniden düşünmemizi sağlayabilir.
Metni istenen minimum kelime sayısına çıkarBaşlıklardaki forum biçimlendirmesini temizle
Metni istenen minimum kelime sayısına çıkar
Başlıklardaki forum biçimlendirmesini temizle
Cinsiyet çerçevesini karakter odaklı yeniden kur
Çünkü muhasebede düzenleyici hesaplar vardır ve bunlar bağlı oldukları hesap grubunun normal işleyişinin tersine çalışabilir.
Örneğin düzenleyici hesapların bazıları ait oldukları grubun karakterinden farklı yönde hareket eder. Bu nedenle yalnızca hesabın bilançoda aktif veya pasif tarafta bulunmasına bakmak yeterli değildir. Hesabın düzenleyici olup olmadığına ve hesap planındaki niteliğine de bakmak gerekir.
Bu noktada eski defterin başında Elif'in söylediği bir cümle aklıma geliyor:
“Bir kuralı öğrenmek kolay. O kuralın istisnasını fark etmek muhasebeciyi geliştirir.”
Bence bu, muhasebe öğrenen herkesin duvarına asabileceği cümlelerden biri.
[HEADING=1]Küçük Bir Örnekle Hikâyeyi Somutlaştıralım[/HEADING]
Diyelim ki bir işletme bankadan 100.000 TL kredi kullandı.
Para işletmenin banka hesabına geçtiğinde bir tarafta varlık artar. Diğer tarafta ise işletmenin finansman kaynağı olan banka kredisi artar.
Basitleştirilmiş biçimde:
102 Bankalar → Borç 100.000 TL
300 Banka Kredileri → Alacak 100.000 TL
Burada 102 Bankalar aktif karakterli olduğu için borçlanırken, 300 Banka Kredileri pasif karakterli olduğu için alacaklanır.
Kredi henüz geri ödenmediyse 300 Banka Kredileri hesabında alacak bakiyesi oluşması son derece doğaldır.
Daha sonra işletme 20.000 TL anapara geri öderse ilgili kredi hesabının borç tarafına kayıt yapılır. Böylece kredi hesabındaki bakiye azalır.
Örneğin:
- İlk kredi: 100.000 TL alacak
- Geri ödeme: 20.000 TL borç
- Kalan: 80.000 TL alacak
Sonuç yine pasif hesabın temel karakteriyle uyumludur.
Burada önemli olan, “alacak kalanı” ifadesinin işletmenin bir müşteriden 80.000 TL alacağı olduğu anlamına gelmemesidir.
Bu, hesabın muhasebe tekniğindeki bakiye yönünü ifade eder.
[HEADING=1]Peki Pasif Hesap Borç Kalanı Verirse Ne Düşünmeliyiz?[/HEADING]
İşte bence forumlarda en faydalı soru bu.
Bir pasif karakterli hesapta beklenmedik biçimde borç kalanı görüyorsanız hemen “Muhasebe kuralı yanlış” demek yerine araştırmaya başlamak gerekir.
Şunları kontrol etmek mantıklıdır:
1. Hesaba yanlış yönde kayıt yapılmış olabilir mi?
2. Hesabın gerçekten pasif karakterli olup olmadığı kontrol edildi mi?
3. Hesap bir düzenleyici hesap mı?
4. Mahsup veya kapanış kaydı doğru yapılmış mı?
5. Önceki dönemden gelen bir bakiye var mı?
6. Hesabın niteliği nedeniyle özel bir işleyiş söz konusu olabilir mi?
Bu yaklaşım, muhasebeyi ezberden çıkarıp analiz işine dönüştürür.
Çünkü iyi muhasebe yalnızca doğru tarafa kayıt yapmak değildir. Neden o tarafa kayıt yapıldığını anlayabilmektir.
[HEADING=1]Kadın ve Erkek Karakterlerin Farklı Yaklaşımları Bize Ne Öğretti?[/HEADING]
Hikâyedeki Murat ve Elif'i özellikle hatırlıyorum.
Murat daha stratejik düşünüyordu. Bir hesapta hata gördüğünde önce kayıt zincirini çıkarıyor, hangi işlemin hangi hesaba bağlandığını belirliyor ve çözüm planı hazırlıyordu.
Elif ise ilişkileri ve süreci gözden kaçırmıyordu. “Bu kayıt neden böyle yapılmış?” diye soruyor, işlemi yapan kişinin bilgi eksikliğini, işletmenin çalışma düzenini ve iletişim kopukluklarını da dikkate alıyordu.
Bunları “erkekler böyledir, kadınlar şöyledir” şeklinde kesin kalıplara dönüştürmek elbette doğru olmaz. Gerçek hayatta analitik düşünen, empati kuran, strateji geliştiren veya ilişki odaklı davranan insanların cinsiyetle sınırlanamayacağı açık.
Hikâyedeki iki karakterin farkı daha çok muhasebeye bakış biçimlerini temsil ediyor.
Murat bize sorunu çözmeyi,
Elif ise sorunun arkasındaki insanı ve süreci anlamayı öğretiyordu.
Bir işletmede ikisi de olmadığı zaman sorun çıkabiliyor.
[HEADING=1]Pasif Hesapları Anlamak İçin Akılda Kalacak Formül[/HEADING]
Konuyu tek cümlede zihnimize yerleştirmek istersek şöyle düşünebiliriz:
Pasif hesap = kaynak hesabı = normalde alacak karakterli hesap.
Ancak hemen yanına şu notu eklemek gerekir:
“Hesabın özel niteliğini ve düzenleyici hesapları ayrıca kontrol et.”
Bu iki cümle birlikte öğrenildiğinde ezberden kaynaklanan birçok hata önlenebilir.
Hesapların kalan mantığında ise temel prensip basittir: Borç ve alacak taraflarının toplamları arasındaki fark, hesabın bakiyesini oluşturur. Alacak toplamı fazlaysa alacak kalanı; borç toplamı fazlaysa borç kalanı söz konusu olur.
[HEADING=1]Sonra O Eski Defteri Kapattık[/HEADING]
Akşam olduğunda masadaki defteri kapattık.
Murat son kez sayfalara baktı ve “Hesapların dilini öğrenirsen gerisi gelir,” dedi.
Elif ise defteri yerine koyarken başka bir şey söyledi:
“Hayır, hesapların dilini öğrenmek yetmez. O dilin anlattığı hikâyeyi de anlamak gerekir.”
İkisi de haklıydı.
Bugün bir bilançoda pasif hesapların alacak bakiyesi verdiğini gördüğümde yalnızca muhasebe kuralını hatırlamıyorum. O bakiyenin arkasında kredi kullanan bir işletme, sermaye koyan ortaklar, tedarikçilere karşı doğmuş yükümlülükler veya geçmiş dönemlerden taşınan finansal kararlar olduğunu da düşünüyorum.
Belki muhasebeyi ilginç yapan şey tam olarak budur.
Bir rakamın hangi sütunda durduğunu öğrenmek başlangıçtır.
Asıl mesele, o rakamın neden orada olduğunu anlayabilmektir.
Sizce muhasebe öğrenirken en çok zorlayan şey hesapların borç-alacak yönünü ezberlemek mi, yoksa işlemin ekonomik mantığını kavramak mı?
Özellikle pasif karakterli hesaplarda sizi şaşırtan bir örnek yaşadıysanız, forumda paylaşmanız güzel bir tartışma başlatabilir.
Çünkü bazen tek bir “Bu hesap neden alacak kalanı verdi?” sorusu, bütün bilanço mantığını yeniden düşünmemizi sağlayabilir.
Metni istenen minimum kelime sayısına çıkarBaşlıklardaki forum biçimlendirmesini temizle
Metni istenen minimum kelime sayısına çıkar
Başlıklardaki forum biçimlendirmesini temizle
Cinsiyet çerçevesini karakter odaklı yeniden kur